Senaryoya Dayalı Ders Anlatımı






Senaryoya Dayalı Ders Anlatımı



Senaryoya dayalı anlatım… Mutlaka bir kez duymuşsunuzdur. Bu yazımda bu kavramı ele alırken aynı zamanda niçin duyduğunuzu da nedenleriyle birlikte açıklamaya çalışacağım. Haydi başlayalım! 21. yüzyıl, tabuları yıkan geleneksel öğretim metotlarını devre dışı bırakan böylelikle bu metotların işlevselliğini yok eden bir dönem. Nedeni bu dönemde var olan çocukların (Z kuşağı ve takiben alfa kuşağı olarak adlandırılan) farklı özellikler taşıması. Anlaması, kavraması, dinlemesi, kabul etmesi bizler ve bizler öncesinden çok farklı. Bu sebeple eğitim öğretimdeki nitelik ve kalite bu farklılığı fark eden ve ihtiyaca uygun metot ve tekniklerle öğretim gerçekleştiren öğretmenlerin varlığı ile mümkün.

Sıklıkla duyuyoruz 21. Yüzyıl becerileri kavramını. Peki bu kavramları ders içeriğine entegre edebiliyor muyuz? Örneğin düşünmeyi, sorgulamayı, tartışmayı ve yaratıcılığı harekete geçirebiliyor muyuz? Öğrencilerin bu becerileri kazanmasını sağlayacak bir yol gösterici olabiliyor muyuz? Bu sorunun yanıtının önemi ile birlikte, vereceğim örneğin bu konuda kendini geliştirmek isteyen eğitimcilerimiz için de kazanım olacağı kanaatindeyim. Özellikle de Sınıf Öğretmenleri ve öğretmen adayları için.

Ders: Hayat Bilgisi Dersi

Konu: Kaynakların Bilinçli Kullanımı Konusu

Derse giriş aşamasında kaynak kelimesinin anlamı üzerine bir tartışma ortamı oluşturulmalı. Kaynak nedir? Günlük hayatta kaynak kelimesini hangi durumlar için kullanıyoruz? Tarzı sorular çocukları düşünmeye sevk edecek. Sınıf öğretmenliği yaptığım dönem, öğrencilerime bu soruyu sorduğumda öğrencilerim kaynak ile ilgili düşüncelerini paylaşırken bir öğrencim süt dedi. Sütün bir kaynak olduğunu düşünüyordu. Peki kaynağı nedir diye sorduğumda inek yanıtını verdi. Aynı duruma örnek olarak diğer bir öğrencim tavuk dedi. Peki çocuklar dedim bu kaynaklar tükenebilir mi? Hayır öğretmenim cevabını aldım. Peki neden sorusunu sorduğumda bu hayvanların ürediğini ve dolayısıyla süt ve yumurta vermeye devam edeceğini paylaştılar. Haklıydılar. Peki çocuklar, bu kaynaklardan yüzyıllardır faydalanan insanlar, tavuğun altındaki tüm yumurtaları kuluçkada bekletmeden almış olsalardı ne olurdu diye sorduğumda, bir süre sonra tavukların öleceğini ve bir daha yumurtlayan bir tavuğun olmayacağını ifade ettiler. Aynı durum inekler için de geçerli dedi diğer öğrencim. Eğer ineklerin bakımına dikkat edilmez ve çoğalmasına engel olunursa süt veren inek kalmaz diye ekledi.

Peki o zaman çocuklar dedim, insanların bu canlılardan yüzyıllardır faydalandığını düşündüğümüzde kaynakların amaca yönelik bilinçli kullanımı söz konusudur diyebilir miyiz? Hep bir ağızdan evet dediler.

Peki su tükenebilir bir kaynak mı? Evet. O zaman bu kaynağın tükenmemesi için de bilinçli olunmalı mı? Evet. Ne yapılmalı diye sorduğumda, gereksiz yere su kullanılmamalı diye yanıt almıştım. Bundan sonrası ders kitaplarında yazan teorik bilgiden ibaret. Dişlerini fırçalarken suyu açık bırakma, temizlenirken ihtiyacın kadar su tüket vb.

Bakınız bu dersi kitaba bağlı kalarak anlatıyor olsaydım eminim ki birçoğunun ilgisini bu kadar çekemeyecektim. Dersi bitirdiğimde bitime 5 dakika vardı ve tüm öğrenciler çok keyifli çabucak geçen bir ders olduğunu söylediler.

Günlük hayatla ilişkilendirilen, 21. Yüzyıl becerilerini içinde barındıran bir ders onların çok hoşuna gitmişti; çünkü onlar bu şekilde daha kalıcı öğrenebiliyorlardı. Senaryoya dayalı anlatım bu sebeple etkili bir strateji. Dersin ritüellerinden sıyrılmış bir anlatım öğrencilerin ilgisini, dikkatini ve merakını canlı tutar. Benzeri bir durum sıkça duyulan 21. Yüzyılın bütünleşik eğitimi (STEM) Fen Bilimleri dersi içinde de var. Bilgi temelli hayat problemi veya ihtiyaca probleme yönelik düşünme yaşam içinde olduğu için öğrencilerin ilgi ve merakını canlı tutuyor.

Eğitimciler bu ve benzeri örnekleri çoğaltarak kalıcı öğrenme yolunda önemli bir adım atabilirler.

 

Tolga

Yazıcı