Çocuk ve Etik






Çocuk ve Etik



Biz eğitimciler sıklıkla ilk eğitimin ailede başladığını, okulöncesi dönemden sonra ilkokula başlayan bir öğrencinin, arkadaşları ve öğretmenleri ile kurduğu ilişkilerde ailedeki kazanımların (olumlu/olumsuz) yansımalarını gördüğümüzü vurgularız. Bu tespiti yaparken de deneyimlerimizi referans alırız. Karşılaştığımız örnekler, desteklenen öğrencilerin etik değerler hususunda daha dikkatli ve özenli oldukları yönünde. Çocuğun doğru davranışı gördüğü ve öğrendiği, davranışsal tutum geliştirdiği ilk ortamının ev olduğu düşünüldüğünde anne ve babaların ilk öğretmenler olduğunu söylemek yanlış olmaz. Dolayısıyla etik değerlerin tohumları ilk olarak anne ve babalar tarafından atılır, tohumlar yeşerdiğinde çocuk ilkokula başlar. Bu aşamadan sonra öğretmene düşen görev bu yeşeren tohumu sarartmamak ve okul ortamında uzun yıllar yeşil kalmasına destek olmaktır. Elbette, çocuğun etik değerler konusunda farkındalık kazanımı ev ve okul ortamında aynı hassasiyeti görmesi ile ilişkilidir. Örnek ebeveyn var ama örnek öğretmen yok, ya da örnek öğretmen var ama örnek ebeveyn yok. Her iki durumda da çocuğunun etik değerleri içselleştirmesi ve örnek tutum geliştirmesi çok zordur. Böyle bir durumda hem ev hem okul tek başına yetersiz kalacaktır. Yapılan araştırmalar, özellikle ilkokulda öğretmenle iş birliği içerisine girilerek desteklenen öğrencilerin akademik ve sosyal becerilerin kazanımı noktasında daha başarılı oldukları yönündedir. Aynı durum etik değerlerin kazanımı için de geçerli olabilir. Rol model öğretmen ve rol model ebeveyn iş birliği. 

Öğretmen ve ebeveynlerin etik değerlerin kazanımı noktasında nasıl örnek olabileceğine değinmeden önce, ilkokulda etik değerler üzerine yapılan bir araştırmaya değinmek istiyorum. Bu araştırma sonuçları arasında ebeveyn ve öğretmenlerin olumsuz tutumları yer alıyor. İşe yanlışları düzeltme ile başlandığında, doğru davranışları uygulama ve desteklemenin daha kolay ve hızlı olabileceğine inanıyorum.

İlgili araştırma sonucuna göre ebeveynlerin etik değerleri göz ardı eden yaklaşımlarının olumsuz sonuçları aşağıda listelenmiştir: 

Yukarıda listelenen başlıklar çocukların zihninde etik kavramının belirginleşmemesine neden olabiliyor. Bu başlıkların olumlularının listelendiği düşünüldüğünde anne ve baba görevini başarıyla tamamlamış olacaktır. Elbette bir de çocukların okul ortamında diğer öğrenciler ve öğretmenleri ile geçirdiği zaman diliminde karşılaştıkları örnek olaylar var.

Aşağıda yer alan başlıklar okulda karşılaşılan olumsuz durumları içeriyor. Bu hususta öğretmenin de üzerine düşen görevi yerine getirmesi öğrencinin etik değerleri içselleştirmesinde kolaylaştırıcı etken olacaktır.

Bu makaleyi yazma amacım meslektaşlarıma ve ebeveynlere bir şeyleri dikte etmek değil. Öğretmenin ve ebeveynin ortak menfaatinin çocuğun üstün yararı olduğu düşünüldüğünde yukarıda yer alan başlıklar üzerine kafa yormak çocuklarımız için oldukça önemli. Eğitimin amacı çevresine ve topluma fayda sağlayan birey yetiştirme ilkesi ise eminim ki birçoğumuz için sadece akademik başarı yetersiz kalacaktır. Yakın geçmişte on yaşındaki bir çocuğumuz iki yüz elli kitap okuduğu için basın ve medyada gündeme geldi. Çocuğun kameralar önünde annesinin omzuna dokunarak annesini arka tarafa yönlendirmesi, çocuğun sosyal medyada linç edilmesine neden oldu. Oysaki kimse bu çocuğun neden bu davranışı sergilemiş olabileceği üzerine kafa yormadı. Onun bir çocuk olduğu görmezden gelindi. Anne çocuk ilişkisinde taviz verilmiş olma ihtimali ile  annenin çizgileri keskin bir şekilde çizememiş profili hiç konuşulmadı. Çocukla ilgili yapılan haberlere dikkat ettiyseniz çocuğun sık sık büyüklerinin sözünü kestiğini göreceksiniz. Bu davranışı evde mi okulda mı öğrendiği konuşulmadı. Bu çocuğumuz desteklenmesi gereken ve doğru yönlendirme ile bir kazanıma dönüştürebilecek bir öğrencidir.

Çocukların etik değerleri önemsemesini istiyorsak öncelikle kolları sıvaması gereken bizleriz. Olası olumsuzlukların sorumlularını çocuklar olarak ilan etmek pek akıllıca değil gibi.

Kaynak: Eğitim Kuram ve Uygulama Araştırmaları Dergisi Cilt 02 (2016)  Sayı 03 16-26

 

Tolga

Yazıcı